Arjantin yaptığı başarılı operasyon ile Falkland’ı ele geçirmiş, 9.000’den fazla askerle de burayı koruyordu, fakat bu kadar askere rağmen yenilgileri sizi şaşırtmasın çünkü bu askerlerin çoğu yeterince eğitilmemişti. Sorun sadece bu da değidi, kuvvetlerinin yeterli kışlık kıyafeti de yoktu. Tüm bunlara rağmen Arjantin halkı bu hareketi çok olumlu karşılamış ve uzun zamandan sonra tek bir vücut olmuşlardı -her ne kadar kısa sürse de-. Bu fırsatı kaçırmayan Arjantin cuntası ise Plazo de Mayo’da gösteriler yaptırdı. Bu olaydan kısa bir süre sonra ise İngiliz Hükümeti adaların çevresini muharebe sahası ilan etti.




Kuvvet toplama işine ise Deniz kuvvetleri ile başlandı. HMS Hermes, HMS İnvincible isimli uçcak gemileri ve Canberra gibi kurvaziyerlerden oluşan bu büyük filo, 5 Nisan’da Portsmouth’dan ayrıldı. Arjantin’in ise bırakalım muharebeye hazırlanmayı, askerine kışlık üniforma ve silah bulamıyorlardı. Arjantin her şeyden önce tamamen hazırlıksızdı ve 2.Dünya Savaşı’ndan beri kolonileri ve adaya uzak toprakları bırakan İngilizlerin Falkland’ı kolayca bırakacaklarını düşündükleri bir senaryoya tüm enerjilerini vermiş ve planlarını oluşturmuşlardı, bir kumar oynamışlardı. Hem de Arjantin’in bu zayıf durumundan yararlanmak için Şili’nin de ona saldırma ihtimali olduğu için buraya da birlik yığmak zorundaydılar. Arjantin’in tek umudu ise ABD’nin bu işe karışmamasıydı ancak, bu da başarılamamış ABD İngilizlere tam destek verdiğini açıklamıştı. Üstelik İngilizlerin Ascension adasına füze sistemlerini kurmalarına izin verecekti.
25 Nisan’da Ascension Adası yakınlarında İngilizler Arjantin deniz kuvvetlerini etkisiz hale getirmeye başladı. 1. Denizaltı ve 1 kruvaziyer kaybeden Arjantin Deniz Kuvvetleri artık umudu eski Alman Denizaltılarına bağlamıştı. Alman denizaltıları ise her ne kadar eski olsalar da beklenmedik atışlarla İngiliz Filosunu sersemletti bir süre. Havada da durum pek farklı değildi Arjantin hava kuvvetleri eski Fransız uçaklarını ağırlıklı olarak kullanırken İngilizlerin elinde ise en yeni model uçaklar vardı.
Buna karşılık Elektronik karıştırmaya karşı ve hedef tespit radarı olmayan Arjantinli yiğidolar Allah’a emanet takılıyordu, aslında tüm bunlara rağmen Arjantin'in havadaki başarısını da şakaya vurmak pek de mümkün değildi. her ne kadar imkanları çok iyi olmasa da Ingilizleri uzun ve hayati bir sürede uzak tutmayı başardılar. Savaş boyunca Arjantin toplam 65 uçak kaybetmişti. Ingilizlerde ise bu sayı 35'dir

Hazırlayan :
Politik Değildir - Non Political

Atatürk, kurulacak yeni devletin ekonomi politikasını belirlemek için 17 Şubat-4 Mars 1923 arasında İzmir İktisat Kongresi’ni çeşitli iktisatçılar ve iş adamları ile topladı. Kongereye 1235 kişi katılmıştır. Atatürk burada her fikirden insanı çağırmaya çalışmış, böylece daha akılcı bir politika çıkacağını düşünmüştür, bunun hakkında şunları söylemiştir:

‘Arkadaşlar, sizler doğrudan doğruya milletimizi oluşturan halk sınıflarının içinden geliyorsunuz ve onlar tarafından seçilmiş olarak geliyorsunuz. Bunun için memleketimizin, milletimizin halini, ihtiyacını ve milletimizin emellerini, üzüntülerini yakından biliyorsunuz. Herkesten daha iyi biliyorsunuz. Sizin söyleyeceğiniz sözler, alınması gereğini söyleyeceğiniz önlemler; doğrudan doğruya halkın dilinden söylenmiş gibi kabul olunur. Bu, en büyük doğrudur. Zira halkın sesi, hakkın sesidir.’(konuşmanın tamamı için : https://www.atam.gov.tr/ataturkun-soylev-ve-demecleri/turkiye-iktisat-kongresini-acis-soylevi-izmir)

Kongrenin başkanı ise Manisa sanayi temsilcisi Kazım Karabekir olmuştur.
Bu konuşmalar yapılırken Osmanlı’dan alınan miras şöyledir: 20.yy nin başında Osmanlı nüfusunun 3/4 ünü Türkler oluşturmakta iken, sanayinin yalnızca %15’i Türklerde idi, üstelik bu 20yy nin başıydı, Sanayide büyük bir payı bulunan Ermeniler Tehcir edilmiş, Bu konuşmalar yapıldıktan bie süre sonra ülkede bulunan Yunan kesim ise mübadele ile gönderilmişti. Türklerden başka sanayide önemli bir payı olan Yahudiler kalmıştı sadece. Evet, Tehcir olaylarından sonra Ermenilerin mallarına el konulmuştu fakat Türklerin bunu yönetebilecek yeteri kadar bilgisi olmadığı için kullanılamıyordu. Ekonomiyi Yeni Cumhuriyetin yeni baştan inşa etmesi gerekiyordu. Ülkenin geliri 1914’te 24.107 milyon kuruştu, bunun ise yarısı tarımsal gelirdir. Kişi başına ise 1,070 kuruş düşüyordu yaklaşık. Bu gelirin dağılımı adaletsiz iken, 1.Dünya Savaşı hem uçurumu arttırmış, hem de geliri azaltmıştır.
İktisat Kongresi’nde alınan kararlar şöyledir:
Kalkınmak için sermaye gerekmektedir fakat yeni devletin elindeki sermaye çok kısıtlıdır. Bu yüzden devlet eli ile milli sermayedarlar teşvik edilmelidir.






‘Laissez-Faire’ yerine Devlet sermaye azlığından dolayı yönlendirici ve müdahaleci olmalıdır. Yatırımlarda önce özel sektöre başvurulmalı fakat kısıtlı sermayeden ötürü Özel sektörün yapamadığı altaypı yatırımları devlet tarafından yapılmalıdır. Bununla beraber Yeni Devlet, Milli bir burjuvazi oluşturmak isterken Yabancı yatırıma kapıyı tamamen kapatmamış, çıkarların uyuştuğu ve kanunlara uymak şartıyla bu yatırımları kabul edeceklerini belirtmişlerdir.

Hazırlayan :
Politik Değildir - Non Political

Öncesi

Britanya Falkland Adalarını 1833 yılında tamamen eline geçirmişti, Arjantin her ne kadar burada egemenlik iddiasında bulunmuşsa da Britanya her seferinde bunu reddetti fakat bağlantılar tamamen kesilmiş ve bu iddia bir sonuca götürülmüş değildi, ta ki Falkland Savaşlarına kadar.

Başlangıcı
1976 yılında yapılan Arjantin darbesinden sonra (bu da ABD destekliydi ve komünizm karşıtıydı) Darbenin en büyük destekçilerinden biri olan ve bir Asker olan Galtieri 1980’de Genelkurmay Başkanı olacaktı. Sol karşıtı aşırı şiddetli Cia destekli olduğu da söylenen (Abd desteği belli de olsa Cia konusunda şüpheler bulunur)‘Kirli Savaş’ adı verilen uygulamaları nedeni ile döneminde 9.000’den fazla sol görüşten insan öldürüldü, Arjantin Devleti daha sonra bu uygulamaları ‘Terrorismo de estado’ (Türkçe:Devlet terörizmi) olarak kavramsallaştıracak ve bu uygulamaları yapan kişileri yargılayacaktı.
Galtieri 1981 yılında gittiği ABD’de yaptığı uygulamaların ‘Domino Teorisi’ni engellemek için yaptıkları ve böylece Amerika kıtasında komünizmin yayılmasını engellediklerini belirtince Arjantin'i bir duvar olarak gören Reagan’dan büyük destek aldı. Aynı yıl Devlet Başkanı General Roberto Eduardo Viola görevinden alınacak ve kendisi başkan olacaktı. Ekonomi yönetiminde Devlet harcamalarını krizin çözülmesi için azalttı ve kısıtlı da olsa ifade özgürlüğü tekrar sağlandı.
Bu hamleleri ile halktan destek toplasa da halk daha sonra giderek verdiği desteği azaltacaktı. Bunun üzerine Cunta yönetimi halkın savaş sayesinde tekrardan kenetleneceğini ve insanların kendilerine verdikleri desteğin artacağını düşünerek 1982 yılında İngilizlerle olan görüşmeleri keserek Falkland Adalarını işgal ettiler, ilk başta çoğu kişi (Britanya 2.Dünya savaşından beri kolonilerini bırakıyordu) Britanya’dan güçlü bir karşılık beklemese de ‘Demir Leydi’ Margaret Thatcher’ın Falkland’ı bırakmaya hiç niyeti yoktu.
Mart ayında yapılan bir kazadan sonra gelen kurtarma ekipleri adaya Arjantin Bayrakları diktikten kısa bir süre sonra, 2 Nisan 1982’de Falkland Adalarını İşgal eden Arjantin ordusu İngiliz Deniz piyade birliklerini mağlup ederek adanın hakimi oldu. (Devamı 2. Bölümde)




Hazırlayan :
Politik Değildir - Non Political

1918 yılında, salgın başladıktan bir süre sonra ülkeler salgının kimin ya da nerede ortaya çıktığını araştırmaya başlamıştı. Kimya sanayisinin ileri olmasından ve savaş sırasında diğer ülkelerden önce şiddetli ve etkili kimyasal silah üreten Almanya suçlanmış ve bu hastalığın onların bir kimyasal silahı olduğu öne sürülmüştü.

Salgının nerede başladığı araştırılırken Doktorlar kime ne önereceklerini bilmiyordu ve bilseler bile ülkeler paralarını silaha ve savaş makinelerine yoğunlaştırdığı için ilaç imkanları çok kısıtlı kalıyordu. Önerdikleri şeyler ise evden çıkmamaları, dinlenmeleri ve kalabalık yerlere gitmemeleri olmuştu.

Salgın insanları o kadar kötü ve şiddetli şekilde etkilemişti ki işçilerin ölümü nedeniyle demiryolundaki memurlar günün belirli saatlerinde tabut yapıyor, belediye meclis üyeleri ise mezar kazıyordu.
1918 yılının Ağustos ayından sonra Dünyanın öbür ülkelerini etkisi altına alması sonucu tablo acıydı. Sadece ABD’de Kasım’ın başına kadar 200.000 kişi salgından dolayı hayatını kaybetmişti. Ölü bedenler o kadar yığılmıştı ki enfekte olan aileler için daha önceden mezar kazılıyordu. Okullar, kütüphaneler geçici hastaneler olmuştu ve bu bile ihtiyacı karşılamaya yetmiyordu.




Osmanlı da Bu Salgını ağır atlatmış olan ülkelerden biriydi. Sultan V. Reşat salgından dolayı hayatını kaybetmiş ve Mustafa Kemal Atatürk de Samsun’a çıkmadan kısa bir süre önce bu hastalığı kapmış,fakat iyileşmişti. Osmanlı’da da okullar, kütüphaneler geçici hastanelere çevrilmişti. Ölenler hakkında net bilgi olmasa da Sadece İstanbul’da 6000’den fazla insanın hayatını kaybettiği düşünülüyor. 1919 yılından itibaren etkisini azaltan hastalık 1920 yılında ise etkisini kaybetmişti. Bıraktığı tablo ise çok acıydı. 50.000.000 ölü bırakmış, yaşam süresi 12 yıl azalmış, Amerikada 675.000 İngiltere’de 228.000 Almanya’da 400.000(1918 rakamları, muhtemelen sayı bundan daha fazlaydı.) kişi hayatını kaybetmişti.
Hazırlayan :
Politik Değildir - Non Political
Milli mücadele sırasında Hint Müslümanları İngilizlere karşı BMM’ye destek olmak amacı ile "Ankara ve Izmır Yardım Fonu" adı ile iki ayrı fon kurup BMM için yardım toplamaya başladı. Hatta bunun için Özel üniformalar da yapıldı, üzerlerinde kuva-yi milliye simgeleri bulunmaktaydı. Bu yardımlar sonucunda toplanılan para Atatürk'ün şahsına gönderildi ve Osmanlı Bankası Ankara Şubesi'nde tutuldu. 1921-1922 arasında gönderilen para toplam 675,494 liraydı. Para şartsız verildiği için istenilen şekilde kullanilabilirdi de. Atatürk bu paranın 500.000 tl sini Savunma Bakanı Kazım Özalp'a, 110.000 tl sini de Yunan ordusunun yakıp yıktığı şehirlerdeki insanlara yardım için kullandı. Kalan para 65.494 tl idi. Milli Mücadele'den sonra Bakanlar Kurulu Atatürk'ün Milli Mücadele'de harcadığı 380.000 tl yi iade etti.Bu para Hint Müslümanları tarafından verilmişti. Bu para ile İş Bankası kurulacaktı.



Kuruluşu
Atatürk ekonomik bağımsızlığa çok önem veriyordu. Bunun için ilk önce güçlü ve milli bir banka kurulmalıydı. 1924 yılında ülkemizde 15 yabancı 18 yerli banka vardı. Yerli bankalar küçük ve yereldi. Bunlar İttihatçıların "Milli Ekonomi politikası" sonucunda kurulmuştu. Osmanlı Bankası ise yabancıların elinde iken Itibar-ı Milli ve Ziraat Bankası ise oldukça yetersizdi. 1923 Izmir Iktisat Kongresinde milli bir bankanın kurulması kararı alınmıştı. Atatürk de 26 Ağustos 1924'te İş bankası resmi olarak kurulmuştu. Kuruluşunun nedenlerinden birini Falih Rıfkı Atay şöyle yazmıştır:
Yabancı bankalardan biri:
“Acaba sizdeki yüz bin liramızla bankanıza ortak olabilir miyiz?” sorusuna, Türklerin bu işlerle uğraşması yersiz olduğu gibi bir yanıt verince, Mustafa Kemal yüz bin lirayı hemen bankadan çeker, çuval içinde Kasaboğlu çarşısında dükkana koyar ve önüne bir de nöbetçi diker. Şimdi sermayeleri yüz milyonları aşan resmi ve özel milli bankaların temeli budur.'
Tarih özellikle 26 Ağustos'tu, bu tarih Büyük Taaaruz'un başlangıcıydı. Atatürk Celâl Bayar'ı Genel Müdür olarak seçti. İş Bankası 1milyon sermaye ile kuruldu, ödenmemiş sermayeler 28 Şubat 1926'ya kadar ödendi.

Atatürk sermayenin eksikliğinden çekinip cesareti kırılanlara şöyle söylemişti
“Sermayenin azlığına bakarak cesaretiniz kırılmasın! Böyle kurumlar için en kuvvetli sermaye, zekâ, dikkat, iffettir; teknik ve metodik çalışmasını bilmektir. Bu inançla işe sarılınız, mutlaka başarırsınız! ...Bu işte başarı kazanmayı, eğer şahsî bir onur meselesinden daha ileri, millî bir gurur, millî bir onur meselesi yaparsanız çalışmak için, amacınıza ulaşmak ve daha yükselmek için muhtaç olduğunuz ateşi, enerjiyi bol bol yüreklerinizde bulacaksınız!” (Cumhuriyet Gazetesi 27.8.1934). (1924 yılındaki sözü gazetede geçmektedir)
1927 Yılında İtibar-ı Milli Bankası ile birleşen İş bankası, 1929 senesinde ise sermayesi 5 milyon tl ye çıkacaktı.
Katkıları
İş Bankası'nın 14 yıldaki bazı önemli yatırımları :
1.Ziraat Bankası ve Sümerbank ile Türkiye şeker fabrikaları kuruldu.
3.Istanbul Liman Şirketi ve Izmır Liman Şirketi kuruldu.
4.Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi kuruldu
5.Bursa dokumacılık Trikotaj Türk Anonim şirketi kuruldu.
6.Alpullu, Eskişehir,Turhal Şeker fabrikaları kuruldu.
7. Maden Kömürü İşleri şirketi kuruldu.
8.Ankara Un Ekmek TAŞ kuruldu.
9. Ankara Palas Otelcilik TAŞ kuruldu
10. Malatya Bez Iplik fabrikaları kuruldu.
11. Kibrit ve Ispirto tekelleri alındı.
12. Ergani Bakır Şirketi kuruldu
13. Kilimli Kömür şirketi kuruldu
‘…Atatürk, Celal Bey'i çağırıyor ve bu sefer ona doğrudan doğruya konuyu açıyor. Celal Bey yine her ne emrederse yapacağını tekrarlıyor. Bu sefer Atatürk:
- Ama Vekilliği terk etmek lazım gelecek, diyor. Atatürk bu sefer daha ileri gidiyor:
- Mebusluğu da bırakman lazım gelecek.
- Bırakırım, Paşam...
O vakit Atatürk, Celal Bey'in omzunu tutuyor:
- Haydi işe başla, göreceksin muvaffak olacaksın, diyor ve şu sözleri ilave ediyor:
- Bu iş için lazım gelen bütün kaliteler sende vardır. Ben senin namusuna ve ahlakına kayıtsız itimat ederim.’
(Munir Hayri Egeli’nin aktarımıdır)
Recenthistoryofworld

Hazırlayan :
Politik Değildir - Non Political

Biz ki İstanbul şehriyiz,
Seferberliği görmüşüz:
Kafkas, Galiçya, Çanakkale, Filistin,
Vagon ticareti, tifüs ve İspanyol nezlesi
bir de İttihatçılar, bir de uzun konçlu Alman çizmesi 1914’ten 1918’e kadar yedi bitirdi bizi.’

There’s a war going on in Europe,
So I’ve heard from newspaper talk;
But the only one I’m having
Is with influenza at the park”

Nazım Hikmet’in ‘Can Düşmanı’ saydığı bir Amerikalı deniz subayı olan John Culberson’u bir araya getiren belki de 2 şey vardı. Savaş karşıtlığı ve İspanyol gribi.





1917 yılının sonları ve 1918 yılının başları arasında gazeteler her gün Ispanya'daki İnfluenza yı yazıyordu. Aslında bu tüm Dünya’ya yayılsa da İspanya dışındaki Avrupa Devletlerinde ve ABD’de savaştan dolayı sansür uygulandığı için sadece İspanya’da görüldüğü kanısına varılmıştı ilk başta ve bundan dolayı salgının adı ‘İspanyol Gribi’ olmuştu. İlk başlarda ise Büyük devletlerin İspanya’daki temsilcileri verdikleri demeçlerde bu hastalığın çok zayıf ve etkisiz olduğunu yazıyor, ve mide rahatsızlığı gibi olduğundan bahsediliyordu fakat daha sonraları özellikle ABD basını telaşa kapılmıştı.İspanya’da bir günde 550’den fazla insanın Bu hastalıktan dolayı hayatını kaybettiği yazılıyordu. İnsanlara artık hastalığın alaya alınacak yeri geçtiğini söyleseler de insanlar rahat kalmak için ilk açıklamaları daha fazla önemseyecekti ve bunun bedeli ise ileride çok ağır bir biçimde hissedilecekti. Hastalığa her ne kadar sansür uygulansa da Avrupa ülkelerindeki geri kalan halkın bunu fark etmesi pek de uzun sürmeyecekti.Kısa süre içinde İngiltere, Fransa ve Almanya’da okullar tatil edildi. Hastalık özellikle Fransa da o kadar çabuk ilerlemişti ki bazı şehirlerin nüfusunun yarıdan fazlası hastaydı. Hastalığın nereden geldiği ise bir soru işareti lle damgalıydı ve tartışmalara sebep oluyordu. Gelen şiddetli reaksiyon ile ülkeler birbirlerini işaret etse de (Özellike İtilaf ve İttifak bloğu arasında) oklar İspanya’yı gösteriyordu. Hatta hastalığın İspanya’nın havasından dolayı çıktığı bile söylenir olmuştu.

Hazırlayan :
Politik Değildir - Non Political

Çoğunuz tarih derslerinde Fransız Devrimi anlatılırken şu sahneyi kafanızda canlandırmışsınızdır. Fransız halkı İsyan etmiştir, halkın ‘Ekmek İstiyoruz!’ demesi hakkında haber Hanedana gider. Fransa Kraliçesi Antoinette ise oldukça rahat bir şekilde şunu demiştir: ‘Ekmek yoksa pasta yesinler.’ Peki ya demiş miydi ?


Antoinette gençliğinden beri birçok dedikodunun kurbana olan bir hanedan mensubuydu. Muhtemelen bu iddia da onlardan biriydi. Kraliçe isyana giden bu süreç içerisinde her ne kadar yaşam tarzından ödünler vermese de, alt tabakanın sorunları için dostlarına mektuplar yazmıştı yani bu sürece tamamen kayıtsız değildi. Bu söz ise Antoinette’den 100 yıl önce yaşamış olan başka bir Kraliçe’ye aitti.
Bundan ise J.J Rousseau ‘Toplum sözleşmesi’ kitabında bahsetmişti. O zaman ise Anroinette ise 9 yaşındaydı. Antoinette her ne olursa olsun ölümünden sonra hep bu cümle ile anıldı. Yüksek ihtimalle hiç söylemediği (günlük konuşmaları tamamen kayıt altına alınamadığı için yüksek ihtimalle diyorum) bir sözden dolayı Dünya Tarihi’nin en kötü ününe sahip oldu. Bu onun her ne kadar alt tabaka için kayda değer adımlar atmadığı gerçeğini değiştirmese de anlatıldığı gibi tamamen de şımarık ve kayıtsız bir Fransız hanedan mensubu da değildi.

Hazırlayan :
Politik Değildir - Non Political