Osmanlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Osmanlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Balkan Savaşları'nın bitiminde Osmanlı Devleti son olarak Sırbistan ile antlaşma yapmıştı. Görüşmede Kalan Türklerin sorunları konuşulmuştu, bu sorun daha birçok anlaşmazlığa sebep olacaktı. Bu sorundan dolayı Enver Paşa'nın emri ile, Teşkilat-ı Mahsusa Batı Trakya'nın Bulgarların eline geçmemesi için bu devleti kurmuştu. Devlet, 31 Ağustos 1914 tarihinde kurulmuştu.




Ikinci Balkan Savaşı Sırasında (Bu konuyu daha sonra geniş bir şekilde inceleyemeye çalışacağım) Osmanlı Ordusu, Önceki antlaşmalarda sınır hattı olarak belirtilen "Midye-Enez Hattı" 'nı aşarak Batı Trakya'yı kurtarmıştı. Fakat bir sorun vardı, Ingilizler ve Ruslar Türklerin daha fazla ilerlemesini istemiyor, Meriç Nehri geçilirse savaş çıkar deniliyordu. Daha önce de Edirne'nin asla Türk hakimiyetine girmeyeceği söylenmişti. Osmanlı Ordusu bu karardan sonra durmak zorunda kaldı. Edirne kurtarılsa da, Batı Trakya Bulgaristan sınırları içinde kalmıştı, fakat bu antlaşmayı Batı Trakya hükümeti tanımadığını ilan etmişti! Bulgaristan Saldırıya hazırlanıyordu. Nitekim Sait Halim Paşa iç çekişmelerden çekinerek devletin bir savaşa daha sürüklenmesini istemediği için bölgenin terkedilmesi adına Batı Trakya Hükümeti'ne baskı yapıyordu. 29 Ekim 1913'te yapılan Antlaşma'yı Batı Trakya Hükümeti tanımış ve böylece tarihe karışmıştır.

Devletin yönetim şekli Cumhuriyetti. Osmanlı yasa tüzükleri kabul edilmişti. Devletin 30.000 kişilik Ordusu olup bir de Emanuel Karasu tarafından Fransızca "Indépendant" adlı bir gazete çıkartılmaya başlanmıştı.

Hazırlayan :
Politik Değildir - Non Political

Öncesi ve 1912’de durum

Osmanlı 1912 yılında bir yandan İtalya’ya karşı savaşıyor, Ermeni meselesi ile uğraşıyor, Balkanlar Fıçı gibi kaynıyor, isyan üstüne isyan çıkıyordu işte tam bu sırada 4 Balkan ülkesi, Osmanlı’ya savaş ilan etmiş bir de üstelik savaştan önce 120 tabur asker terhis edilmişti. Balkan savaşında nasıl olmuştu da 4 ülke birleşmişti ? Bunun cevabını kilise yasasında aramak gerekir. 3 Temmuz 1910 tarihinde çıkan kilise yasası ile anlaşmazlıkları çözen Osmanlı, bu jest sonucunda Balkan ülkeleri ile ilişkilerinin iyileşmesini umuyordu, fakat tersi olmuştu. Tehlike görülememişti hatta Balkan Devletlerinin gizli antlaşmalarından 2 ay önce Sadrazam Sait Paşa Balkan Devletleri ile olan ilişkilerin en iyi şekilde devam ettiğini söyleyecekti. Hariciye Nazırı Asım Bey ise Rusların sözlerine güveniyor ve kendisini uyaranlara gülüyordu. Talat Paşa da böyleydi (Ek bölüme bakınız) Yeni Nazır Noradunkyan ise ‘Balkanlar’dan imanım kadar eminim!’ demişti.
Devletler ve Kuvvetleri

Bulgaristan

Bağımsızlığını kazanalı çok olmayan Bulgaristan, başarılı hamleler ile ve Rus yardımlarıyla Balkanlar’daki en güçlü bu ordulardan birini oluşturmayı başarmıştı. Yaklaşık 600.000 askeri vardı. Bulgaristan Trakya ve Makedonya’yı istiyordu. Ordularını 3’e ayırmıştı. 1.Bulgar Ordusu 79.000 askere sahipti. Bu ordu, Yanbolu’nun Güneyinde konuşlanarak Tunca Nehri’ni geçecekti. 2. Ordu 120.000 askere sahipti. Bu Ordu’nun Hedefi Edirne idi, 3.Ordu’ya ise belki de en çok iş düşüyordu. Bu ordu 94.000 askere sahipti. 1.Bulgar Ordusu’na gizlenip, süvarileri ile Istranca Dağlarını aşıp saldırıya geçecek ve Kırklareli mevzilerine saldırıp hızlı ve sürpriz bir saldırı düzenleyip Osmanlı Ordusu’nu şaşırtacaktı ki, böyle de oldu.

Osmanlı

Başlangıçta Osmanlı Ordusu’nda toplam:
12.000 subay, 324.000 Asker 47.960 savaş ve binek atı, 2.300 top, 388 makineli tüfek vardı.
Ordudaki siyasi çekişmeler sürüyordu. Halaskar Zabitan grubu ve İttihatçılar birbirlerinden o kadar çok uzaklaşmıştı ki, artık üniformalarını bile farklı şekillerde giyiniyorlardı. Halaskar grubu 16 Temmuz’da bir muhtıra ile İTC hükümetini düşürmüştü. 
Halaskar Zabitan grubu İttihatçı avına başlasa da hepsini tasfiye edememişlerdi. Ordudaki bölünme subayların kasıtlı olarak savaş sırasında birbirleri ile uyumlu olmamalarına sebep olmuştu. Alman modernizasyonu 1880’lerden beri devam etse de yetersizdi. Balkanlar’daki demiryolu çok zayıftı ve hızlı bir mobilizasyon için hiç yeterli değildi ve üstelik savaştan hemen önce 120 tabur da terhis edilmişti.
Doğu Ordusu olan Trakya Ordusu’nda 115.000 Asker vardı ve Bu ordu Bulgar ordusu karşısında savunma yapacaktı. Makedonya’da konuşlanan Batı Ordusu’nda 200.000 asker bulunuyordu, Bu ordu ise Sırplara ve Yunanistan’a karşı savaşacaktı. EK:
Mustafa Kemal’in bu yönüyle Balkan faciasına engel olacak çalışmasını da öğrenmiş bulunuyoruz. Mustafa Kemal, 13 Ocak 1910 tarihinde atandığı Redif İkinci Selanik Tümeni Kurmay Başkanı bulunduğu sırada savunma planları hazırlamıştır. Bu planlar, Balkanlılar aralarında birleşir de bir gün Osmanlıya saldıracak olurlarsa yurdun nasıl savunulacağını gösteriyordu. Mustafa Kemal, bu işi incelemek için tek başına bütün Rumeli’deki orduları dolaşmıştır. Dağların, derelerin, askeri bakımdan önemli olan yerlerin gereklerini düşünmüş; her şeyi inceden inceye hesaplayarak hazırlamıştı bu planları.
Asım Us’un anılarına göre, bir gece Atatürk’ün sofrasında Balkan bozgununu söz konusu olur. Sorarlar:
“Balkan bozgunu, önüne geçilemez bir felaket miydi? Bu mağlubiyetten kurtuluş çaresi yok muydu?” Atatürk cevap verir ve Asım Us kelime kelime not etmiştir:
“Balkan Savaşı başladığı zaman ben, Trablusgarp’te bulunuyordum. Eğer bu sırada ben orada bulunmayıp da Rumeli’nin herhangi bir noktasında bulunsaydım, o Balkan bozgunu olmazdı. Çünkü Selanik Kolordusunda bulunurken, Küçük Balkan devletlerinin birleşerek beraberce bir hücum yapmaları ihtimalini düşünüyorduk. Ben, böyle bir ihtimale karşı, takip ve tatbik edilecek savunma planları üzerinde çalışmıştım.
Bir gün bu savunma planlarına ait haritaları üzerinde çalışırken içeriye Talat Paşa ile o zaman İttihat ve Terakki Cemiyeti Genel Sekreteri olan Hacı Adil Bey girdi. Kolordu Kumandanını ziyarete gelmişler. Bu nedenle beni de hatırlamışlar. Selamlaşmalardan sonra, Talat Paşa bana laf olsun diye şunları sordu:
-‘Kemal Bey çok dalmışsın, ne ile meşgul oluyorsun?’ Önümdeki haritaları göstererek:
-‘Bunlar Rumeli Savunma planıdır. Bir gün Küçük Balkanlı Devletlerin birleşerek birlikte bir hücum yapmaları ihtimaline karşı askeri hazırlıklarımızdır’ dedim. Talat Bey:
-‘Ben asker değilim. Bu gibi askeri işlerden anlamam. Fakat bu gösterdiğin savunma planlarını kim uygulayacak?’ diye sordu. Ben elimle kendimi işaret ederek: -‘Ben yaparım’ dedim. Talat Bey, bu konu üzerinde daha fazla konuşmadı, sustu. Esasen sadece gönül ve hatır almak için benim yanıma uğramışlardı. Veda ederek ayrıldılar. ‘Gördün mü bizim deliyi?’ demiş.” benim Rumeli’yi savunma hakkındaki sözlerim Talat Bey’in pek garibine gitmiş. Odamdan çıktıktan sonra, giderlerken Hacı Adil Bey’e:
-‘Gördün mü bizim deliyi?’ demiş.”
Kaynak : Sadi Borak, Bilinmeyen Yönleriyle Atatürk, İstanbul 1966

Hazırlayan :
Politik Değildir - Non Political







17 Nisan 1916’da 441 numaralı kanun ile Genç dernekleri kanunu kabul edildi. 22 Nisan 1916’da kanunun Takvim’i Vekayi’de yayınlanması ile çalışmalara başlandı. Derneğin hedefi 12 yaşından 20 yaşına kadar olan bütün gençleri bünyesinde toplamaktı. Kanunda hem Müslümanların hem gayrimüslimlerin katılmasını amaçlansa da savaş sırasındaki 1915 olayları vb. gibi hadiseler yüzünden oluşan güvensizlik ortamında gayrimüslimlerin çok azı katılmıştı. Gençler 2 kategoride ele alınıyordu. 12-17 yaş arasındaki gençleri kapsayan bölüm ‘Gürbüzler’ idi. 17-20 yaş arasını kapsayan ise ‘Dinç’kısmıydı. Kayıtlar mahalle muhtarları aracılığı ile tutuluyordu. Savaş sırasındaki maksatları, Osmanlı köylüsünü olabildiğince savaşa hazırlamak, sistemin içine katmaktı. Dernekler Nisan 1916’dan 1917 Temmuz’una kadar 45 vilayette 706 livada teşkilatlanmıştı.



Von Hoff Paşa’nın Müfettişliği

Osmanlı’da böyle bir dernek
kurulması hakkındaki ilk öneri Goltz Paşa’dan gelmişti, fakat uygulanamamıştı. Derneğin teşkilatlanmasında önemli bir yere sahip olan Von Hoff Paşa’nın kısa bir biyografisi:
2 Ağustos 1868 tarihinde Almanya’da doğan Hoff, Batı cephesinde Fransızlara karşı miralay rütbesinde harb etmişti. Enver Paşa’nın referansı ile Hoff Paşa Ocak 1916’da İstanbul’a davet edilmiş, Şubat ayında çalışmalarına başlamıştı.

İstanbul gazetelerinde kendisinden övgüyle bahsedilmiş, daha önce çalıştığı Alman genç derneklerinde oldukça başarılı olduğu belirtilmiştir. Von Hoff Paşa çalışmalarına halka beyannameler yollayarak, gazetelerde yazılar yazarak başlamış, 4 Mayıs 1916’da Harp Mecmua’sı dergisinde konferansı yayınlanmıştır. Daha sonra derneğin dergisi ‘Osmanlı Genç dernekleri mecmuası’ çıkmaya başlamıştır. Özellikle İstanbul okullarını ziyaret etmiş, çeşitli tatbikatlar yaptırmıştı. Bir konferansını da 17 Haziran 1916’da Türk Ocağı’nda vermiştir. Ağustos 1916 tarihinde rehber kursları açmış ve verilen eğitim sonucunda 233 kursiyer rehber olmaya hak kazanmıştı. Paşa, Taşrayı da ihmal etmemiş, Anadolu’da da pek çok yeri gezmişti.
14 Kasım 1916 tarihinde de okuldaki faaliyetlerin sonucunu görmek için teftişlere başlamış Kadıköy ve Üsküdar Sultanileri öğrencileri ile herkese açık tatbikatlar yaptırılmıştı. Peki Bu geziler ve teftişlerin etkisi ne olmuştu ?
1. Müttefiklikler pekiştirilmişti,
2. Yetenekli bir yönetici olan Von Hoff Paşa, teşkilatlanmada hızlanmayı sağlamıştı.
3. Bu geziler ve Konferanslar sayesinde Genç Dernekleri halka tanıtılmıştı. Bu yüzden de katılımda kayda değer bir artış yaşanmıştı.

Von Hoff Paşa bu dernekleri halka tanıtmak ve katılım oranını arttırmak amacı ile derneğin dergisinde şöyle yazmıştı :
‘Bilhassa harb zamanında muntazam genç dernekleri teşkilatına sahib olan milletler bunlardan büyük yararlar görmüşlerdir. Bu tür derneklere sahip olan ülkelerdeki gençlerde ders saatleri dışındaki vakitlerini cepheye giden askere ait birçok işlere yardımcı olmaya ayırdıkları gibi cephe gerisinde menzil hizmetinde de binlerce askerin vazifesini görerek bunların cephede meşgul olabilmesini temin etmişlerdir. Alman işgalinden sonra Belçika'da gönüllü olarak çalışan genç dernekleri üyeleri azim ve heves itibariyle belki de yetişmiş askere bile üstün bir faaliyetin unsuru durumuna gelmişlerdir.’
(Von Hoff Paşa’nın yazısı için) . Von Hoff,"Alman Gençleri'nin Harb Hizmetinde İstihdamı" Osmanlı Genç Dernekleri (Mecmuası), Sayı:4,1 Kanun-ı evvel 1333/29Aralık1917.s.12.

Kaynak :Necmettin Alkan, Eyyub Şimşek, Savaşanların gözüyle Türk-Alman ittifakı (1914-1918)

Hazırlayan :
Politik Değildir - Non Political

 1.Kurulma amaçları ve Savaşın başlangıcına kadar Osmanlı Genç dernekleri


Osmanlı Devleti’nde eğitim reformu Tanzimat devrinde başlamış, 2.Abdülhamid döneminde hızlanarak devam etmişti, fakat bu reform sonucunda açılan okullar sadece orta-üst sınıf gençlere hitap ediyordu. Bu İttihatçılar için yeterli değildi. Onlar okulsuz gençleri de mobilize etmek istiyordu. Bunun için Almanya gibi militarist ülkelerin yaptığı okulsuz gençlerin de askeri alandaki eğitim uygulamasından ilham alarak benzer uygulamalar yapmak için harekete geçtiler. Süreç Balkan yenilgisinden sonra hızlandı, yenilginin nedeni İtthatçılara göre halkın yeterince iyi mobilize edilememesi ve mental anlamda hazırlanmayışıydı. Bunun engellenmesi için vatan bilincine sahip, genç ve sağlıklı nesiller hazırlanması gerektiğine inanıyorlardı. 12 Mayıs 1914’te "Mükellefiyet-i Askeriye Kanun-u Muvakkatı’ adı ile çıkan kanunla zorunlu askerlik başladı, fakat sadece bu adım yeterli değildi İttihatçılara göre, atılması gereken bir diğer adım da askere alınamayan gençleri de savaşa zihnen ve bedenen hazırlamaktı. Bu adımlar sonucunda 1913 yılında ‘Türk Ocağı’ kuruldu. Kurulmuştu ama bu kuruluşlar sadece çok az sayıda lisede etkili oldu. Enver Paşa bu dar etki alanını değiştirmek için kuruluşu 1914 yılında Harbiye Nezaretine bağladı ve derneğin resmi okullarda ‘Mektep Gücü Dernekleri’ adıyla şubeleri açıldı. Derneğin etkilerini gözlemlemesi ve tavsiyeleri için izcilik faaliyetleri yürüten bir yabancı olan Harold Parfiftt’i davet edildi.




2.Türk Gücü derneklerinde verilen eğitim

Türk gücü derneklerinde verilen eğitim silahlı ve silahsız olarak ikiye ayrılmaktaydı. Silahlı eğitimde silahların kullanımı öğretilir, manevralar yaptırılırdı.Silahsız eğitimlerde gençlerin vücut geliştirmesi ve çeviklik kazanması hedeflenirdi. Harita kullanmaları araziyi tanımaları hedeflenir. Büyüklerine karşı vazifelerini bilmeleri öğretiliyordu. Başarılı olanlara ehliyetname veriliyorbu kişiler akranlarına kıyasla 4 ay daha önce onbaşı olabiliyor, cezaları yoksa normalden 1,5 ay önce birliklerine gönderilebiliyorlardı.

Her ne kadar kuruluşu İttihatçılar arasında büyük bir heyecan yaratsa da, derneklerin pek etkili olduğu söylenemez. En öncelikli hedeflerden biri olan toplumsal alanda yaygınlaşmaya, Osmanlı devletindeki altyapı eksiklikleri izin vermiyordu. Maari Nezareti’nin istatistiklerine göre 1913-1914 yılları arasında okul çağındaki çocukların sadece %5 i gitmekteydi. Bu başarışız girişimden sonra Enver Paşa’nın önerileri ile Genç dernekleri vücuda getirilmeye başlandı.

Kaynak : Necmettin Alkan, Eyyub Şimşek, Savaşanların gözüyle Türk-Alman ittifakı

Hazırlayan :
Politik Değildir - Non Political

Maraş Elbistan yöresini merkez alarak XIV. ve XV. yüzyıllarda egemenlik kurmuş bir Türkmen beyğidir.

Çeşitli tarihlerde değişik adlar ile anılmışlardır. Dulgadir, Tulkadir, Tulgadır, Zülkadir gibi.


Beyliğin kurulduğu dönemde Anadolu'da siyasi birlik olmaması, Binboğa Dağlan, Maraş,Antakya'da yaşayan ve kışlayan Bozok Türkmenleri'nin bağımsızlık ilan edip beylik haline
gelmelerini kolaylaştırmıştır.

Beş bin kadar at ile çevrelerinde var olan çeşitli beylikleri yenen ve topraklarını genişleten
Zeynettin Karaca Bey, ilk Dulkadir emin oldu. Çukurova'da Ermeni varlığını gerileten Karaca bey bir anlamda Misu'da güçlü bir devlet kurmuş olan Memlukların da himayesine girerek,kurduğu beyliği resmen tescil ettirdi. Böylece beylik ilk kuruluş döneminde aynı zamanda bir Memluk Valigi haline gelmiş oldu.

Anadolu içlerinin karışık ve güçsüz olması, Dulkadiroğullarının kuraya ve batwa  kunggulan Baytikten aleyhine topraklarını genişleten Dulkadiroğlu Karacabey, güçlendikten sonra Memluk Sultanı 'na da başkaldırdı
1341-1352 yılları arasında çeşitli Memluk ordularını ve Bizans ordularını yenerek gücünün zirvesine çıktı. Karacabey Melk Zohur" adıyla kendini hukurdar ilan etti. Bu oldu bittiyi kabul etmeyen Memluklar güçlu bir ordu göndererek Maras-Elbistan yöresini yakıp yıktılar .Karacabeyi de oldurchler Turkmen aşiretlerinin birbiri ile kavgalarından yararlanıp, Dulkadir Beyligi topraklarının bir bölümünde Ugok Türkmenlerinden Ramazanoğullarına verip beyliği bolduler (1353) 

Karacabey in oğlu Hall Bey de Memluklulara bağımlı olmak şartı ile Elbistan Valiliği'ne getirildi. Halil Bey Anadolu'daki guler dengesini gözleyerek, ilk fırsatta da genişleme politikasını surdurdu. önce Ertana Beyliğine saldırıp Yozgat-Kirşehir Malatya'ya kadar ilerledi. Ardından 1371 ve 1378'de Memluk ordularını yenerek Memluk himayesindeki topraklarda genişledi. Antakya, Harput. Amik ovalarını ele geçirdi. Halep'in kuzeyine kadar ulaştı. Güçlenme dönemi iç kanşıkhklarla yeniden bir düşüşü getirdi. Halil Beyle bozuşan kardeşleri Halil Bey'i öldürdüler (1386). Halil Bey'in yerine geçen Suli Bey, kızlarını Kadı Burhaneddin'e
ve Osmanlı hükümdan Çelebi Mehmed'e vererek batı ve kuzey sınırlarını Sonra Memluklularla çalışmaya fırsat kalmadan kardeşi tarafından öldürüldü. Bu durum Dulkadir Beyliği'nde yeni kanışıkhklann çıkmasına sebep oldu. Yıldırım Bayezid bu karışıklıktan yararlanıp Elbistan'ı ele geçirdi (1399) ve yönetimini Dulkadiroğlu Mehmed Bey'e verdi.


Mehmed Bey bir yanda Osmanlılarla bir yanda da Memluklularla hoş geçinmek istiyordu. Ancak hesapta olmayan Timur saldırısı ile (1402) beyliğinin düzeni bozuldu. Bu gerçek karsisinda Dulkadiroğlu Nasiruddin Mehmed Bey, Timur'a boyun eğmek durumunda kaldı. Timur güçlerinin çekilmesiyle Osmanlılarla dostluk ilişkisine giren Mehmed Bey Ramazanoğlu Beyliği ile Karamanoğlu Beyliği aleyhine genişleme politikası gütmeye başladı. Karamanoğlu Mehmed Bey'i esir etti. Beyliğin bundan sonraki tarihi Osmanlılarla Memluklular arasındaki denge politikası üzerine kuruldu. Bazen Osmanlılarla, bazen Memluklularla iyi geçinerek birbirlerine kız alıp vererek varlığını 1515'lere kadar getirdi. Bu arada Doğu Anadolu'da güçlenen Akkoyunlular da beyliğin içişlerinde önemli bir etki merkezi oluşturdu 1515'te Dulkadiroğlu Beyi Alauddevlenin Osmanlılarca Turadağ Savaşı'nda yenilmesinden sonra beylik bütünüyle Osmanlı güdümüne girdi. Osmanlılar adlarına hutbe okutmak ve para bastırmak şartıyla Ali Bey'i beyliğin başına getirdiler. Ali Bey tam bir Osmanlı yanlısı politika güderken, bundan hoşnut olmayan Ferhat
Paşa'nın oyunlan ile öldürüldü. Bu durumu kökten görmek isteyen Osmanlılar, Beyliği Malus Malatya, Antep, Zulkadiniye, Samsat sancaklarını kapsayan bir beylerbeylik haline getirdiler. Böylece 200 yıllık Dulkadiroğlu beyliği ortadan kalktı.
Hazırlayan:
Politik Değildir - Non Political