İttihat Ve Terakki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İttihat Ve Terakki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

 -Ermeni isyanı için bir sebep mevcut değildir.


Çünkü büyük devletler tarafından Türkiye'ye yaptırılan ıslahat tesirini yeni yeni göstermeye başlamıştı. Ermeniler parlementoda mevkiye sahiptiler. Hatta zamanında Nazır bile oldular. Devletin tab'ası ile aynı sosyal ve siyasi haklara sahiptiler. Memleketlerindeki asayiş Fransız generali Baumann tarafından yetiştirilmiş olan jandarmalar tarafından sağlanıyordu.
Ele geçirilen vesikalardan, beyannamelerden, silahlardan anlaşılıyor ki, isyan uzun zamandan beri hazırlanmış ve Rusya tarafından finanse edilmişti.
Ermeniler, cephede Ruslar tarafından durdurulmuş olan Türk ordusunun yanlarına ve gerilerine tesir etmek ile yetinmiyor, bu bölgelerdeki müslüman halkı da silip süpürüyordu. Şahidi bulunduğum Ermeni mezalimi, üstelik Türklere yukletilmek istenenden cok daha feci idi.

Ermeni tehcirinin, Türklerin hıristiyanlığı ezdiği şeklinde propaganda evvelden düşünülmüş, her turlu sertlikten kaçılmaya çalışılmıştı.Türklerın buna hakkı varmış. Propaganda b aşladı.Yabancı memleketlerin her tarafında da bu budalalığa inanıldı

Bu davada doğuyu tanıyanlardan sadece Talat Paşa'nın düşmanları söz söylemiş gibi duruyor,böylece Ermeniler mazlum,madur olarak gösteriliyordu. Bu hususun düzeltilmesi lazımdır. Seferberlık sırasında Ermenilerde Rus tufeklerı bulundu ve Türkiye Ermenılerı ile Rus Ordusu Komutanlığı arasında kararlaştırılmış bir anlaşmanın metni Türk Ordu komuntanının elıne geçti. Bu vesikaya göre Ermeniler, sabotaj yapmayı ve Türk kıtalarının gerilerine taaruz etmeyi kabul ediyorlardı İsyan adı geçen vesikalarda yazıldığı gibi tatbik edildi. Türkler, isyan için Ermenilere hiçbir vesile vermediler. Bu yüzden hadiselerin büyük kabahati Ermenilere aittir.


Bu hadiselerde Türklerin durumu takdir edilmelidir. Zalim, fakat görünüşte dindar Ermeniler, Türklere karşı feryat ediyor ve şikayette bulunuyorsa, onlara "sizin daha önce yaptığınız gibi" cevabını verilmelidir."
Katil Teylaryan'ı beraat ettiren hakim doğuda anlaşılamayacaktır. Katilin akli dengesinin tam olmadığına kimse inanmayacak ve cinayet, cinayet olarak kalacaktır

Hazırlayan :
-Politik Değildir - Non Political

Talat Paşa savaş bittikten sonra Ilk önce Sivastopol'e oradan da Berlin'e geçti, artık siyasi kariyerinin bittiğini söylüyor Enver ve Cemal gibi siyasi faaliyetlerde bulunmak istemiyordu. Berlin'de yaşadığı yer eski bir Sadrazam'a göre sefalet içinde bir yerdi. Paşa'nın yakın arkadaşı Cemal Azmi Talat Paşa'nın oturduğu yerin yakınına bir dükkan açmıştı. Talat Paşa sıklıkla buraya gelir eski yoldaşları Bahaedddin Şakir bey ve Cemal Azmi ile sohbet eder geri kalan zamanını da anılarını yazmak ile geçirirdi. 



Yine böyle bir günde Berlin sokaklarında yürür iken bir Ermeni tarafından arkasından vuruldu. Ölmeden birkaç gün önce Hamid Bey onu uyarmış Talat Paşa ise "Alında ne yazar ise o olur Hamid, elem çekme" demişti. Onu vuran Ermeni'nin adı Salomon Teyleryan'dı vurduktan sonra bir Alman tarafından yakalanmıştı mahkemeye çıkarıldı ve beraat etti, daha sonra Güney Afrika'ya gitti ve orada bir kahve kralı oldu. 



 

Talat Paşa'nın cenazesi büyük bir kalabalık ile beraber gömüldü yanında yalnızca Türk nüfus yoktu birçok Alman sivil ve asker eski müttefiklerini son yolculuğuna uğurlamaya gelmişti. Cenazesinde Osmanlı ordusunda çalışmış ve o sıralar Bavyera Harbiye Nazırı olan Von Kress heyecanlı bir konuşma yaptı. Daha sonra ise Bahaeddin Şakir bey heyecanlı ve üzüntülü bir konuşma yapmıştı, su sözler ile bitmişti : 


-Paşam... sen bir ideal uğruna öldün. Emin ol ki, biz de arkandan geleceğiz. Korkmuyor ve irkilmiyoruz. Yaptıklarımızın hesabını Allah ve millet huzurunda vermeye her zaman âmadeyiz. Nur içinde yat ve bizi bekle!

Bahaeddin Şakir bey de birkaç gün sonra Cemal Azmi ile beraber Ermeniler tarafından vuruldu, sözünü tutmuştu.

Bu sıralarda mahkeme bu davada Ermeni olayları hakkında kararlara varıyordu, Bronsart Paşa'nın buna itirazı ve bu konulara bakışı önemlidir, şöyle demişti :

-Teyleryan davasında dinlenen şahitler ya hadise hakkında ifade veremeyecek yahut tahkik edilen hadiseleri başkalarından işitmiş kimselerdir. Hakikati gören kimse mahkemeye çağrılmamıştır. Türkiye'deki Ermeni mezalimi sırasında bu vak'aların cereyan ettiği yerlerdeki Almanlar neden dinlenmemişlerdir?

Hazırlayan :
-Politik Değildir - Non Political

 Aslında ilk önce Almanlar endişeliydi, çünkü meşruti yönetim Ingiliz yönetim türüne yakındı hatta Hellfreich şunları söylemişti : “Burada

parlamento seçimleri dolayısıyla hemen her ülkenin bayrağına rastlamak mümkün, bir
tek bizim ve Avusturya’nın bayrağı yok Abdülhamit dönemindeki durumumuzu
kesinlikle abartmışız, o dönem bize dost görünenler sadece Sultan Almanya’nın dostu
olduğunu ilan ettiği için böyle davranıyorlarmış, şimdi rejim değişince hepsi saf
değiştirdi.’ Ayrıca Düyun-u Umumıye İngilizlerin lehinde olduğu için Almanya'ya karşı Osmanlı'yı soğutabilecek konuma sahipti bundan da öte Ingilizler çok etkili bir şekilde basını kullanıyordu. Ayrıca bir yere kadar endişelerinde haklıydı Almanlar, Gerçekten de İttihatçı mebuslar Abdülhamit yönetiminin büyük bir gizlilik içinde verdiği Bağdat Demiryolu imtiyazının Osmanlı Devleti’nin çıkarlarına aykırı hükümler
taşıdığını düşünüyorlardı. Ingılızler ise ilk önce fazla dikkat etmese de , Bağdat Demiryolu Projesini kendi lehlerine çevirebileceklerini anlayınca ittihatçılara yakınlaşmaya çalıştılar. Almanlar ıle yarış başlamıştı fakat Wilhelm kültürel ve ün anlamında yerini 2.Abdülhamid devrinde sağlamlaştırmıştı. Kendini 300 milyon müslümanın koruyucusu ilan etmiş ve halk tarafından kendisine hacca gittiği soylentilerinden dolayı "Hacı Wilhelm" denmişti. Fakat İngilizlere yönetim ve halk kırgındı, daha doğrusu İtilafa kırgınlık vardı, mesela 1909 yılının baharında bir kez daha Osmanlı maliyesi iflas noktasına gelince resim
biraz daha netleşmişti. Osmanlı yönetimi çözüm olarak gümrük vergilerini % 11’den
15’e çıkarmayı planlamıştı.Bu uygulama büyük güçlerin onayını
gerektiriyordu. Almanya daha önce olduğu gibi bir sorun çıkarmayacağını belli etti.
İngiltere ise bunu Bağdat demiryolu sorununda kullanabileceği bir fırsat olarak
değerlendirdi. Edward Grey Avam Kamarası’nda açık biçimde İngiliz ticaretinden elde
edilecek gelirlerin İngiliz ticaretini ve etkinliğini sekteye uğratacak Bağdat demiryolu
yapımında kullanılmasına müsaade edemeyeceklerini açıkladı. 


Ayrıca Fransa Tunus'u Ingilizler Mısır'ı Türklerden koparmıştı. Zaten Türklerın 1500'lerden beri en önemli müttefiği olan Fransa'nın bır anda gözden düşmesinin başka bır açıklamasını yapmak çok zor olacaktır. Artık Ittihatçilar Ingilizlere güvenemezdi. reformlar için para lazım onun için de dost, bu Almanya olacaktı. Alman nüfuzunun artışı en cok askeri ve ekonomik alanda hıssedilir.


1897’de Osmanlının toplam tıcaretındekı pay :
İngiltere %61
Almanya &6
Avusturya-Macaristan Imp. %12.
1914’te İngitere %32-35
Almanya%22
Avusturya-Macaristan Imp. %19



Hazırlayan :
-Politik Değildir - Non Political


İlk önce Enver Paşa 1908'deki Meşrutiyet in ilanı ile artık Cemal Paşa’nın deyimi ile Napolyon olmuştur. İttihatçılar da pek farklı düşünmüyorlardı bu konu hakkında. Onlar artık Osmanlı ve İslam dünyasını kurtacak gücü kendilerinde görmektedirler. Enver Paşa Almanya'ya Askeri Ataşe olarak gitmiş. Berlin'deki Alman askeri geçitlerini izledikten sonra bir mektubunda şöyle demişti


"33.000 Alman askerinin geçidini izledim. O kadar mükemmeldı ki insanın ağzını sulandırıyordu. Almanya'yı kişisel sebeplerden değil, aziz ülkeme bir tehdit oluşturmadığı için seviyorum."


İttihatçılar aslında tamamen Alman hayranı değildi fakat Hürriyet ve İtilaf Fırkası İngilizler tarafından desteklenip, İttihatçıların "Milli Ekonomi Planı" kapitülasyonlar ile ters düşünce İngilizler artık İttihat Terakki'yi potansiyel bir düşman olarak görmeye başladı. Aynı şekilde Fransızlar ve İngilizler çoktan Osmanlı'yı bölüşmeye başlamıştı. İttihatçılara göre 1908 de "Hasta adam" tedavi edilmişti ama İngilizlere göre "Hasta adam" 1881'den itibaren artık ölüydü. Ekonomik bağımsızlığını kaybetmişti. İttihatçılar reform yapmak istiyor, bunun için de para gerekiyordu onun için de bir dost, dediğim sebeplerden ötürü artık sadece Almanya kalıyordu. Gerçi Almanlar bile Kayzer Wilhelm dışında Osmanlıların artık ölü bir adam olduğuna ınanıyordu. 1911'deki ve 1912’deki Osmanlının verdiği Trablusgarp ve Balkan Savaşları artık hasta adamın ölü adama döndüğünü gösterir gibiydi.
Siyasi ve Ekonomık sebepler

Burada İ.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi
No:38 (Mart 2008) Murat Ozyuksel’in yazdığı ‘II. Meşrutiyet ve Osmanlı Imp’da Alman- İngılız nüfuz mücadelesi adlı yazısında soyle bahsediyor :

İkinci meşrutiyetilan edildiginde Almanya Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki nüfuz
mücadelesinde tüm rakiplerini tartışmasız bir biçimde geride bırakmıştı. Osmanlı ve Alman
imparatorlukları arasındaki yakınlaşma, Osmanlı ordusunda reform çalışmalarını yürüten Alman
askeri misyonu ve Anadolu-Bağdat demiryolları temelinde gerçekleşmişti. Meşrutiyetin ilanı
beklenmedik bir biçimde bu dengeleri alt üst etti. 


Osmanlı Imparatorlugunda ibre artık Almanya'ya dönmüştü. Herşeyden önce İttihatçılar, bu ülkelerde geçerli olan liberal düşüncelerle donanmışlardı. Bunun tersini, Abdülhamit’in Almanya ile yakınlaşma
nedenlerinden biri olarak öne sürebiliriz. Ancak gelişmeler hiç de beklendiği gibi olmadı. Yaklaşık
iki yıl içinde Almanlar bu fırtınayı atlatarak yeniden Osmanlı Devleti’ndeki eski konumlarını ele
geçirmeyi başardılar. Onların bu başarısının dinamiklerinden biri, Osmanlı ordusunda Alman
eğitiminden geçmiş subayların Almanya yanlısı tutumlarını korumalarıydı. Tabi bu faktörün etkili
olabilmesi için ordunun politika sahnesinde yerini alması gerekiyordu ki, o da 31 Mart olayından
sonraki süreçte gerçekleşti. Bunun dışında İngilizlerin meşrutiyet ilanıyla oluşan yakınlaşmayı
sürekli olarak imtiyaz peşinde koşarak kullanmak istemeleri, Osmanlı yöneticilerinde onların
gerçek amaçları konusunda şüphe uyandırmaya başladı.


Ayrıca İttihatçılar dış politika konusunda
da dönemin güç dengelerini gözetmek zorunda kalan İngiltere’nin uygulamalarından hayal
kırıklığına uğradılar. Bu arada 1910 yılında Osmanlı Devleti adına Cavit Bey maliyenin içine
düştüğü güç durumdan çıkabilmek için Fransa ve İngiltere’ye borç başvurusunda bulunmuştu. Bu
iki ülke temsilcilerinin borç vermek için kendine saygılı hiçbir devletin kabul edemeyeceği
koşullar ileri sürmeleri bardağı taşıran son damla oldu. Almanya bir kez daha tam zamanında
devreye girerek Osmanlı üzerindeki nüfuz mücadelesi bağlamında son noktayı koymuştu.’

Hazırlayan :
-Politik Değildir - Non Political

Çerkez kökenli bir aileye mensup olan Yakup Cemil 1883 senesinde doğdu. Babası Ahmet Efendi tütün kaçakçılığından jandarmalar tarafından bir baskınla 1904 senesinde öldürülüyor.1903 senesinde harbiyeden mülazım(teğmen) rütbesiyle mezun oluyor.Manastır 6. Nizamiye tümenine gönderiliyor burada İTC(ittihat ve terakki cemiyeti) ile tanışıyor.İTC'yi sevdikçe 2.Abdulhamid'e olan kinide artıyordu. Halil Bey'in tümeninde yer alan Yakup Cemil Bulgar çeteleri ile birebir münakaşa ediyor ve bu münakaşaların neredeyse tamamından galip çıkıyor.Bu münakaşalarda kazandığı bir başarı ise Apostol çetesi liderini öldürmektir.Ve İTC'ye fedai olarak Sapancalı Hakkının referansı ile giriyor.


Kısaca hayatından bahsettik şimdi asıl konumuza gelelim.Libya'da görevi esnasında Şükrü Bey'i öldürüyor ve bunun sebebi ise Yakup Cemil'in Şükrü Bey'in bir İtalyan ajanı olduğunu düşünmesidir ki bu çok yanlış bir karardır.Bu cinayetten sonra İTC ile arası gitgide kötüleşiyor. Bâb-ı Âli Baskınıda görev alan Yakup Cemil Harbiye Nazırı Nazım Paşayı öldürüyor yani bu ihtilalin başarılı olmasında Yakup Cemil'in çok büyük bir faydası var.Kafkas Cephesine gidip orada 2000 kişilik bir müfreze kuruyor ve Batum'a kadar ilerliyor.Burada hem halka hem de kendi askerine işkence yapmasından dolayı tekrardan Halil Bey'in yanına gönderiliyor.Burada birliğinin İngilizlere karşı verdiği mücadelede hazırlıksız yakalanmasından dolayı birliğin %80 civarını kaybediyor ve tekrardan istanbula gönderiliyor.(Bu Yakup Cemil'in çok büyük bir hatasıdır.)İstanbul'da Enver Paşadan rütbe istiyor ve Enver Paşa Yakup Cemil'in bu isteğini reddettiği için zaten arası bozulmuş olan İTC ile arası çok daha kötü oluyor.(Lakin bu onun idamındaki sebeplerden değildir.)
Yakup Cemil'i idama götüren olaylar Yakup Cemil'in itilafçı olmasından ve İTCye karşı bir darbe hazırlaması içine olmasından dolayı Yakup Cemil idam ettiriliyor.11 Eylül 1916'da kurşuna dizilerek öldürülüyor.

Son sözleri ise: Kanım İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne Helaldir... Önce vatan...

-MEHMET FURKAN İRİŞTİ
-Politik Değildir - Non Political